Cuma Çiçek: Kürtler ovaya yatırım yapıyor

DİYARBAKIR – Yerel seçimler bitti ve beklendiği gibi bölge illerinde belediyeleri DEM Parti aldı. Kayyımlar gitti ancak bir demokrasi ayıbı olan kayyımlar yeniden atanabilir mi endişesi devam ediyor. Bu endişeyi besleyen gelişmelerden biri, Kobanê Davası’nda siyasetçilere verilen ağır cezalar oldu.
Oysa seçimden önce Kürt meselesinin çözümüyle ilgili görüşmelerin yapılacağına dair bir beklenti olmuştu. Aynı şekilde seçimden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan da siyasette yumuşama, normalleşme ihtiyacından söz etmişti. Bu beklentiler Kobanê Davası’nda siyasetçilere verilen cezalarla berhava mı oldu? Kürt meselesinin çözümü bir başka bahara mı kaldı? AK Parti’nin tasarladığı yeni anayasada Kürtler yer alacak mı? CHP Kürt meselesinde cesur yeni bir tutum belirleyecek mi? DEM Parti ve Kürtler bütün bu gelişmeler karşısında nasıl bir tutum belirlemeli?
Bu sorular konuşulup tartışılıyor elbette. Biz de Kürt siyasetinin merkezi Diyarbakır’dan bu tartışmaya katkı sunabilmek umuduyla akademisyen Cuma Çiçek’in kapısını çaldık. Konu uzun ve yıllar içinde karmaşıklaştı. Ancak yine de bir pencere açmak ve oradan meselenin çözümüne dair fikirler bulmak, bu fikirleri tartışmaya açmak hâlâ mümkün. Güncelliğini yüzyıldır hiç kaybetmeyen Kürt meselesini bir söyleşi ile tarif etmek oldukça zor. Bu nedenle Cuma Çiçek ile son dönem gelişmeler üzerinden siyasete, siyasi partilerin pratiğine bakmaya ve Kürt meselesinin nereye evrilebileceğine odaklanarak konuştuk.
‘AK PARTİ İÇİNDE ÇATIŞMA SÜRECİ DEVAM EDİYOR’
Kobanê Davası’nda siyasetçilere verilen cezaları, iktidarın yürürlükte olan Kürt politikasını sürdürmekteki ısrarı olarak mı anlamalıyız?
Seçimlerden sonra yumuşama, normalleşme, iyileşme gibi bir beklenti oluştu. Öncesi de vardı. Biraz senin Leyla Zana ile yaptığın röportajdan sonra bu beklenti başladı. Kobanê savunmasında da bir takım ipuçları vardı. DEM Parti ile hükümet arasında bir temas olduğuna dair ilk sinyal, Kobanê savunmalarındaydı. Bir yandan politik olarak daha net bir duruş vardı ama bir yandan da müzakere zeminini yoklayan, ona dair umut veren değerlendirmeler de vardı Demirtaş’ın savunmasında. Leyla Hanım’ın sana verdiği demeçte çok net vurgular vardı. Seçimde kürsüye çıktı, birden fazla konuşma yaptı.
Açık bir dille hükümetle diyalog olduğuna dair mesajlar verdi. Ahmet Türk de buna dahil oldu. Sonra seçimlerde AK Parti hükümeti ciddi bir kayıp yaşadı. Bir önceki yerel seçimle kıyaslarsanız, ortalama potansiyel oyu 21 milyondan 14 milyona indi. Yaklaşık üçte birlik seçmeni kaybetti. Bu seçmenin yaklaşık yüzde 60’ı sandığa gitmedi. Geriye kalan da Yeniden Refah Partisi (YRP) başta olmak üzere diğer partilere gitti. AK Parti’deki bu büyük kriz, kayıp da değişim arzusunu besledi. Toplumda hızlı bir normalleşme, normale dönme beklentisi oluştu. AK Parti buna dair mesajlar da vermeye başladı. Siyaseten yumuşama, normalleşme kavramlarına yönelme oldu. Aslında bir normalleşmeye yönelten koşullar var. Çok büyük bir ekonomik kriz var. Bütün bu meselenin belki de ana dip dalgası olan, bütün bu değişimi zorlayan, artık insanların dayanma, tolere etme noktasını aşmış olan bir ekonomik kriz. Bunun getirdiği zorlamayla ‘hükümet normalleşmeye gidecek’ diye bir beklenti oluştu. Ancak Kobanê Davası’nda çok yüksek düzeyde cezalar çıktı. Bu 4 ay içerisinde oluşan değişim beklentisinin boşa çıktığı kanaatinde değilim. Bunun için biraz izlemeye ihtiyaç var. Daha bu noktaya varacak düzeyde değiliz. Kobanê Davası’na kadar anaakım Kürt siyaseti hükümetle, AK Parti ile yeniden bir müzakere kapısını zorlamak istiyordu ve bu konuda tutum netleşmişti. Ama AK Parti’nin tutumu net değildi. Bir yandan değişime dair sinyaller vardı, temaslar vardı. Ama bir yandan da statükoyu sürdürmeyi tercih eden güçlü bir kanat vardı AK Parti içerisinde. Değişim kanadı biraz öne çıkacak mı diye bir beklenti varken Kobanê hamlesi geldi. Esasında bence bu 4 aylık trendi biraz boşa çıkaran, bu trende büyük darbe vuran bir girişim. AK Parti’yi değişime zorlayan çok fazla dinamik öne çıkmıştı. AK Parti toplumdan bu mesajı aldığına dair değişim sinyallerini vermeye başlamıştı. Ama Kobanê Davası’nda buna büyük bir darbe vuruldu. Birinci değerlendirmem bu. Bir defa değişim bu kadar hızlı olmayacak belli ki.
Bu dediğim Türkiye’nin geneline ilişkin bir hat, Türkiye’nin geneline dair bir demokratikleşme, normalizasyon beklentisinin bu kadar kolay olmayacağını gördük. Çünkü Kürt çatışması Türkiye’deki otoriterliğin ana kaynağı. Türkiye’de otoriterlikten bir çıkış olacaksa bunun ilk sinyalini Kürt sahasında bir demokratikleşme ile göreceğiz. Ya da tersi, Kürt sahasında çatışma dinamikleri artıyorsa bunun birinci yansımasını Türkiye’deki otoriterliğin artması şeklinde yaşıyoruz. Değişim böyle kolay olmayacak genel hatta, ama Kürt sahasında 8 yıllık bir arafta olma hali var. Sokakta bir bunalım var. Buna rağmen Kürt sokağı 8 yıldır DEM Parti’yi siyaset sahnesinde tutuyor. DEM Parti’nin siyasi performansına baktığımızda zayıf bir performans söz konusu. Ama oy oranlarında ciddi bir düşüş olsa da özellikle son seçimlerinde sokak
DEM Parti’yi siyasal oyun alanına tutmaya çalışıyor. Hükümetin kayyım uygulamalarına rağmen halk onu bir şekilde elini tersi ile bir köşeye itiyor. Buna onay vermediğini, rıza göstermediğini anlatıyor. AK Parti’nin oy kaybı en çok Kürt bölgesinde yaşandı. Diyarbakır’da
muhtemelen tarihinin en düşük oyunu aldı. Dolayısıyla hem HDP’li Kürtler hem AK Partili Kürtler AK Parti’ye çok ciddi bir mesaj verdiler. Kobanê kararı Kürt sokağındaki söylemi görmeyen, buna hala gözlerini kapatan bir tutum olarak görünüyor. Ama benim kanaatim, AK Parti’nin kendi içerisindeki çatışma sürecinin devam ettiği yönünde. Dolayısıyla bu Kobanê Davası’na da yansıdı.
‘AK PARTİ’NİN İÇİNDE BÜYÜK BİR MHP VAR’
Siyasette bir yumuşama ihtiyacından ilk söz eden Cumhurbaşkanı Erdoğan oldu. Ancak Kobanê Davası’nda verilen ağır cezalara onay verdi. Normalleşmeye dair umudunuzu koruyorsunuz ama bu bir çelişki değil mi?
Haklısın, Erdoğan açıklama yaptı ama birkaç gün sonra. Açıklama bir soru üzerineydi. Bana sorsan biraz düşük perdeden bir açıklamaydı. Şimdi kamuoyunda şöyle bir yorum var, aslında AK Parti’de bir değişim arzusu var ama MHP buna izin vermiyor. Buna katılıyorum, işin bir boyutu bu. Ama göz ardı edilen başka bir mesele var. AK Parti’nin içerisinde büyük bir MHP var. Kastettiğim şey, AK Parti’nin gövdesinin şu an ağırlıklı kısmı MHP’ye benzer bir pozisyonda.
AK Parti 2000’li yılların AK Partisi değil, başka bir AK Parti. AK Parti’nin teşkilatı şu an güçlü değil, teşkilatın sözü, sesi merkeze ulaşmıyor.
Sarayın hakim olduğu, saraydaki bürokrasinin çok daha güçlü olduğu, politik eğilimlerin sarayda belirlendiği bir AK Parti var. AK Parti’nin kendi içerisindeki normalleşmeye direnç daha güçlü. Dolayısıyla AK Parti’nin şu an açmazı tek başına MHP ve onun etrafındaki siyasi ve bürokratik ilişki ağları değil. O zaten ciddi bir bariyer. Ama AK Parti kendi içerisinde de ciddi olarak MHP’lileşmiş, milliyetçileşmiş.
‘ERDOĞAN OY KAYBETTİ AMA AYAKTA KALDI’
Bu durumda Erdoğan nerede duruyor?
Benim görebildiğim 2015’ten mayıs seçimlerine kadar Erdoğan büyük bir savaşa girdi. Buna ayakta kalma savaşı da diyebiliriz. Mayıs seçimlerinde aslında bu savaşı kazandı Erdoğan. Türbülanstan çıktı. Oy kaybetti ama ayakta kaldı. 22 yıldır iktidarda bir parti. Oy kaybetse de yüzde 30’un üstüne hala oy alıyor ve hala birinci parti.
Oy kaybından, siyasi ve özellikle ekonomik krizden söz ettiniz. Bunlar bir değişim için zorlamıyor mu AK Parti’yi ve Erdoğan’ı?
Kısmi olarak güç kaybettiği için bir değişime girer diye genel bir beklenti var. Bende de vardı. Çünkü Erdoğan ayakta kaldı ama çok güç kaybetti. Teşkilatını kaybetti. İkinci, üçüncü adamlarının tamamını kaybetti. Yargıdaki, bürokrasideki MHP’lilere bağımlı hale geldi. Dış politikada çok daraldı. Hani o ‘değerli yalnızlık’ hakikaten yapayalnızlığa dönüştü. Şimdi bütün bu tablo içerisinde Erdoğan’ın değişim yapmasını beklersiniz. Kendi tabanını tutması için bile olsa bir değişime ihtiyacı var. Oy kaybını YRP’nin siyasi performansına bağlayabilirsiniz. Ama AK Parti’ye kızanların yarısı sandığa gitmedi, yarısı aynı mahalledeki ikinci partiye oy verdiler. Bu 7 milyonluk kaybı Erdoğan’ın tekrar toparlayabilmesi lazım. Bunu nasıl yapacak? Bir, ittifak siyasetini yeniden kurması lazım. İki, teşkilatını yeniden yapılandırması lazım. Üç, siyasi figürleri, yereldeki başkanlardan tutun da belediye başkanlarına, parti merkezine kadar teşkilatı yeniden kurması lazım. Öne çıkan simaları yenilemesi lazım. Kendi gövdesinde değişime direnen bariyerler var. Kobanê Davası’na buradan baktığımda iş bitmiş diye bakmıyorum. Bu işin bitip bitmediğini anlayabileceğimiz göstergeleri izlememiz gerekir.
‘BÜTÜN GEMİLER YAKILMADI’
Nasıl göstergeler, örnek verebilir misiniz?
En azından iki gösterge sayabilirim. Bunun bir tanesi, yakın zamanda 28 Şubat davasından tutuklu bulunan askerlerin tamamı bırakıldı.
Ama bu Demirtaş ve arkadaşlarının ağır cezalar aldığı güne denk getirildi.
Öyle, bu da bir denge siyasetinin göstergesi. Kemalist, ulusalcı tabanın gönlünü hoş tutan bir adımla, Kobanê kararını aynı gün aldırdılar. Şimdi ortada bir siyasi mühendislik olabileceğini düşünüyorum. Siyasi davalardan tutsak olan ve yaklaşık 10 yıldır Kürt hareketinin hasta tutsakların bırakılması talebi var. Çözüm sürecinde bile 2 yıl boyunca masadaki ana gündem maddelerinden bir tanesi buydu ve adım atılamadı bir türlü. Önümüzdeki aylar içerisinde Kürt meselesinden kaynaklı olarak cezaevinde olan hasta tutsakların bazıları bırakılacak mı? Yani bir göstergemiz bu olabilir. Ama muhtemelen ana gösterge kayyımlar olacak. Belediyelere kayyım atanacak mı atanmayacak mı? Türkiye’nin nereye gittiğini gösteren hamle bu olur. Kayyım atanırsa 2028’e kadar Kürt meselesindeki belirsizlik devam eder. Geleceğini görememe hali, tıkanmışlık devam eder. Ama kayyımların atanmaması, sembolik adımların gelmesiyle beraber belki Kobanê Davası’nda da değişimleri beraberinde getirir. İşte temyiz aşaması, Yargıtay aşaması var. Birtakım değişimler görme potansiyelimiz var. Bütün bu tablo içerisinde hikayenin bittiğini düşünmüyorum hala. Son bir şey söyleyeyim. Dikkatimi çeken bir şey de Kürt siyasetinden gelen tepkiler oldu. Aslında ipleri koparan tepkiler duymadık. Yani ne Demirtaş’ın ne de Ahmet Türk’ün tepkileri bütün gemileri yakan cinsten olmadı.
Bu yumuşama söylemlerini değerlendirirken CHP ile diyalog çabasını göz ardı etmemek gerekiyor sanırım. Mesela AK Parti’nin CHP ile sokağı sakinleştirmek istediği yönündeki tespitleri nasıl yorumlarsınız?
AK Parti ekonomik krizi bir şekilde kontrol edebilir hale getirinceye kadar CHP ile uzlaşarak yol almak istiyor olabilir. Kemer biraz daha sıkılacak gibi görünüyor ve bunun sokağa maliyeti daha da artacak. Son yerel seçimlerde sokağın gösterdiği bir tepki var ve bu tepki kemer sıkma ile sokağa taşabilir. CHP de bu işin liderliğini yapabilir. Dolayısıyla hükümet biraz bunun önünü almak adına CHP ile bir siyaset alanı açıp, krizi yönetmek için manevra sahasını genişletmek istiyor olabilir. Ben buna yok diyemem. Ama muhtemelen CHP de bunu görüyordur. CHP öğretmenlerle ve ardından emeklilerle miting yaptı. Görünen o ki CHP diyalog içerisinde olsa da ekonomik krize karşı bu kadar yumuşak durmayacak. Ekonomik kriz içinde bunalmış sokaktaki insanın temsilciliğini üstlenmiş durumda CHP. Çok da rasyonel bir tercih. CHP eğer bu sözcülüğü taşıyabilirse muhtemelen 2028 seçimlerinde iktidara gelebilir. Hatta CHP’yi iktidara taşıyacak birinci dalga bu bence.
Tek başına ekonomik kriz CHP’yi iktidara taşıyabilir mi?
CHP Kürtlük ve Türklük krizini, yine muhafazakarlık-sekülerlik krizini aşan, kimlik siyasetinde kapsayıcı, özgürlükçü ve eşitlikçi bir siyaset inşa edebilir mi? İkinci dalga bence bu. CHP bu konularda henüz çok bir şey söylemiyor.
Kobanê Davası’na CHP’li milletvekillerinden oluşan bir heyet gitti.
Evet, bir heyet gitti ama mesela Özgür Bey gidebilirdi. Türkiye’nin siyasi geleceğini belirleyen bir davaya katılabilirdi.
Sizce neden katılmadı?
Kürt meselesinin temel bir özelliği var. Bir sorun olarak çatışma zemininde tutulması politik alanda her zaman bir otoriterlik kaynağı olarak işlev gördü. Ekonomik alanda özellikle bölgesel ölçekte her zaman bir eşitsizlik kaynağı olarak işlev gördü. Şimdi Türkiye ekonomik alanda daha eşitlikçi ve siyasal alanda daha özgürlükçü, daha demokratik bir yere kaymak istiyorsa Kürt meselesini çatışma zemininden çıkarıp barış zeminine taşımak zorunda. Şimdi CHP bu işin ekonomik boyutuna talip, daha kolay bir alan. Bunu bir yıl sonra, iki yıl sonra kimlik siyasetiyle bütünleştirebilir mi? O ikinci dalgayı da arkasına alabilir mi? Şimdi ben bunların CHP içerisinde de tartışıldığı kanaatindeyim.
‘KÜRT ÇATIŞMASI ANKARA’DA BİR SİYASİ REKABET UNSURU’
CHP’nin 2028’de iktidar olabilme ihtimalinden ve Kürtlere ihtiyaç duyduğundan söz ettiniz. Dokunulmazlıkların kaldırılmasına onay veren CHP ile şimdiki CHP arasında bir fark var mı?
Bence burada CHP’den ve AK Parti’den ö>
Hzın ong>
3y
